köşemiz

Kız Kardeşliğin Ormanı

Boğulur gibiyim. Boğazımda kocaman bir ağırlık. Çığlık atmak, böğüre böğüre ağlamak istiyorum. Kuyunun dibine doğru düşüyorum.

Ama tam orada, görünmez eller beni tutuyor. Fısıldıyor: “Yalnız değilsin.”

Kız kardeşlik, göğe uzanan dallarımızın birbirine değdiği o görünmez bağdır. Bazen bir bakışta, bazen bir omuzda, bazen hiç tanımadığımız bir kadının sessizliğinde saklıdır.

Her gün tanık oluyoruz: öldürüyorlar, dövüyorlar, saldırıyorlar…

Ama tam o anda, köklerime inen bir söz geliyor kulağıma. Susuz bırakılmış toprak gibi susamış yüreğime umut taşıyor:
“Bedenimiz bizimdir, hayatımız bizimdir, sesimiz bizimdir.”

Ve bu söz, yalnızca bizde kalmıyor; dağlarda yankılanıyor, nehir kıyılarına çarpıyor, ormanların kalbine ulaşıyor.

Bilirim, tek değilim. Bilirim, güç köklerimdedir.

Ben ürettim, ben iyileştirdim, ben var ettim.

Her yanımızı şiddet sarmış: kadına, çocuğa, ağaca, suya, hayvana…

Şiddetin her türlüsü aynı kökten beslenir:

Bir insanın bir insana hükmetmesi.
Bir ağacın kökünden sökülmesi.
Bir nehrin taş duvarlarla kesilmesi.
Kadına dokunan el ile toprağı yaralayan el, ağacı sökenle çocuğu öldüren el, aynı kibirden güç alır.

Onların dünyası karanlıkla örülü, şiddetle besleniyor.
Ama biz, kız kardeşler, başka bir yolu biliriz.
Birlikte büyüyen ormanlarız biz.
Rüzgârda birbirine yaslanan dallar, gölgemizde serinleyen kuşlar, köklerimizin altında birbirine dokunan toprak…
Biz çoğaldıkça, birbirimizi korudukça, şiddetin köksüzlüğü açığa çıkar.

Çünkü kız kardeşlik yalnızca kan bağı değildir.
Ortak acılardan, paylaşılan umutlardan, dirençten doğan görünmez bir ağdır.
Ve feminist düşünce bu ağı görünür kılar.
Hiçbir kadın tek başına değildir. Bir kadının yaşadığı şiddet, tüm kadınların kalbine düşen yankıdır.

Şiddete karşı çıkmak, yalnızca evin içinde ya da sokakta değil;
doğada da mümkündür.
Bir kadının özgürleşmesi, bir nehrin özgür akışıyla,
bir ağacın kesilmeden kök salışıyla aynı yerdedir.
Çünkü özgürlük yalnızca insanlar arasında değil;
insan ile doğa arasında da kurulması gereken bir bağdır.

Kadın bedeniyle toprak arasındaki ortaklık tam buradadır:
İkisi de üretken, ikisi de yaşam verici, ikisi de en çok saldırıya uğrayan.

Kız kardeşlik, işte bu bağın hatırlatıcısıdır.
Şiddetin karşısında birleşirken, ekosistemi de savunur.
Birlikte büyüyen orman gibi, kadınlar da birbirine yaslanarak güçlenir.

Feminizm yalnızca kadınların değil, bütün yaşamın savunusudur.
Bir çocuğun gülüşünde, bir dere yatağının berraklığında, bir kadının özgür adımlarında aynı öz saklıdır:
Yaşamı korumak.

Ve yaşamı savunmak, en büyük kız kardeşlik sözleşmesidir.

Belki de dünyaya bırakacağımız en büyük miras budur:
Şiddetin değil, dayanışmanın diliyle yazılmış bir gelecek.
Ormanlarımızla, sularımızla, kadınlarımızla; yan yana, kök köke, kalp kalbe.

Leave a Reply