köşemiz

Kadına Yönelik Şiddetin Sınıfsal Temelleri

Türkiye ve dünyada kadına yönelik şiddet, sadece bireysel ya da kültürel bir sorun olmaktan öte, sınıf, emek ilişkileri ve patriyarkal kapitalizmin kesiştiği karmaşık bir toplumsal olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde kadınların karşılaştığı psikolojik, ekonomik, fiziksel ve dijital şiddet biçimleri, yalnızca cinsiyet eşitsizliğiyle değil, aynı zamanda sınıfsal kırılganlık ve çalışma hayatındaki eşitsizliklerle de yakından ilişkilidir.

Neoliberal kapitalizmin dayattığı esnek ve güvencesiz çalışma koşulları, kadınların düşük ücretli ve kayıt dışı işlerde yoğunlaşması; ev içi emeğin görünmez kalması, kadınları ekonomik ve sosyal açıdan zayıf düşürmekte, bu da şiddetle mücadeleyi güçleştirmektedir. Kadınların ekonomik bağımlılığı, şiddet ortamından çıkışlarını zorlaştırırken, sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlere erişimde yaşanan güçlükler korunmayı neredeyse imkânsız hale getirmektedir. Türkiye ve dünya genelindeki araştırmalar, eğitim ve gelir düzeyinin şiddet deneyiminde belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır.

Kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yanı sıra, sınıfsal yapılar ve ekonomik politikaların şekillendirdiği çok katmanlı bir olgudur.

1980’lerden itibaren yükselen neoliberal politikalar, sosyal devlet uygulamalarını geri plana atmış, çalışma yaşamını esnekleştirerek iş güvencesini azaltmış ve sosyal hakları sınırlandırmıştır. Bu dönüşüm, kadın emeğini hem ücretli hem de ücretsiz alanlarda derinden etkilemiştir. Kadınlar genellikle düşük ücretli, güvencesiz, yarı zamanlı ve kayıt dışı işlerde yoğunlaşmakta; ev içi bakım emeğini ise ücretsiz ve görünmez biçimde üstlenmeye devam etmektedir. Bu durum, kadınların iş yaşamı ve sosyal hayattaki özgürlüklerini kısıtlamaktadır.

Silvia Federici’nin Caliban and the Witch adlı eserinde kapitalizmin, kadın bedeninin ve ev emeğinin kontrolünü ele geçirerek kadınları toplumsal ve ekonomik açıdan dışladığı vurgulanır. Christine Delphy gibi materyalist feministler ise kadına yönelik şiddetin yalnızca kültürel değil, aynı zamanda ekonomik üretim ve yeniden üretim süreçlerinin eşitsizliğinin bir sonucu olduğunu belirtir.

Feminist teori, kadına yönelik şiddeti salt bireysel bir sorun olarak değil, patriyarkal kapitalizmin ekonomik ve toplumsal yapılarla iç içe geçmiş bir ürünü olarak görür. Bu nedenle mücadele, sınıfsal yapıları ve emek rejimlerini dönüştürmeye yönelik olmalıdır.

Türkiye’de sosyalist feministler, patriyarkal kapitalizmin kadın emeğini üretim ve yeniden üretim süreçlerinde sistematik olarak sömürdüğünü; bu yapısal sömürünün kadına yönelik şiddetin toplumsal koşullarını beslediğini savunmaktadır. Kadınların ekonomik kırılganlığı, onları aile içi ve toplumsal şiddete karşı daha savunmasız kılmakta; ekonomik bağımlılık, şiddet ortamından çıkışı güçleştiren önemli bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sınıf, kadına yönelik şiddetin görünmeyen ama belirleyici boyutlarından biridir. Sosyoekonomik durumu düşük kadınlar, iş güvencesinden yoksun, sınırlı eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde yaşadıkları zorluklar nedeniyle şiddete karşı daha savunmasızdır.

Türkiye’den Güncel Veriler

  • TÜİK’in 2024 yılı “Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması”na göre, kadınların %28,2’si yaşamlarının herhangi bir döneminde psikolojik, %18,3’ü ekonomik, %12,8’i ise fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Fiziksel şiddet en çok 35-44 yaş arasındaki kadınlarda görülürken, boşanmış kadınlarda bu oran çok daha yüksektir. Eğitim seviyesi düşük kadınlarda ekonomik şiddet oranı %31,8 iken, üniversite mezunlarında %8,9’a düşmektedir.
  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2024 verilerine göre, Türkiye’de en az 394 kadın erkekler tarafından öldürülmüş, 259 kadın ise şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçmiştir.
  • Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun acil yardım hattına yapılan çağrıların %36,74’ü fiziksel, %40,93’ü ise psikolojik şiddet türlerini göstermektedir.
  • İstanbul Pendik’te faaliyet gösteren Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği’ne başvuran 4.798 kadının çoğu, asgari ücretle geçinmeye çalışan düşük gelirli kadınlardır ve şiddet ile ekonomik sorunlar yaşamaktadır.
  • Van’daki Star Kadın Derneği’ne 2024’te yapılan 61 şiddet başvurusunda şiddet türleri arasında tecavüz, taciz, şantaj ve fuhşa zorlanma öne çıkmaktadır. Hukuki mekanizmalara erişimde yaşanan güçlükler, özellikle 45-65 yaş grubundaki kadınlar için sorun olmaya devam etmektedir.
  • İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği’nin 2025 raporu, boşanma sonrası evsiz kalan kadınların sığınma evlerine erişimde ciddi zorluklar yaşadığını ve sınırlı kapasitenin şiddet döngüsünün kırılmasını engellediğini ortaya koymaktadır.
  • Tarım İşçileri Derneği’nin 2024 saha çalışmasına göre, mevsimlik kadın işçilerin %80’i kayıt dışı çalışmakta ve sağlık-sosyal hizmetlere erişimde ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Bu da onların şiddet ve sömürüye karşı daha savunmasız olmasına neden olmaktadır.

Türkiye’de faaliyet gösteren Ekmek ve Gül, Mor Dayanışma, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu gibi kadın örgütleri, sınıfsal kırılganlığı görünür kılarak düşük gelirli kadınların sesi olmayı sürdürüyor. Kadın cinayetlerinin ekonomik yoksunluk ve koruma eksikliğiyle bağlantısını vurgulayan bu örgütler, ekonomik bağımsızlık ve sosyal destek alanlarında da somut projeler geliştirmektedir.

Politik ve Sosyal Öneriler

  • Kadınların ekonomik bağımsızlığını artıracak istihdam, mesleki eğitim ve girişimcilik destek programları, özellikle yoksul bölgelerde yaygınlaştırılmalıdır.
  • Sosyal hizmetler, sığınma evleri ve acil yardım hatları kırsal ve düşük gelirli mahallelerde erişilebilir hale getirilmelidir.
  • Güvencesiz çalışma koşulları ve düşük ücretli işlerin yarattığı riskler, iş hukuku ve sosyal güvenlik politikalarıyla azaltılmalıdır.
  • Ev içi bakım emeği görünür kılınmalı ve toplumsal yeniden üretimdeki rolü tanınarak kadınların sosyal ve ekonomik bağımsızlığı desteklenmelidir.
  • Göçmen kadın işçiler, mevsimlik tarım işçileri gibi çoklu ayrımcılığa maruz kalan gruplara özel politikalar geliştirilmelidir.

Sonuç

2025 yılında kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile sınıfsal yapılar, ekonomik politikalar ve sosyal koşulların kesişiminde şekillenen çok katmanlı bir sorundur. Neoliberal kapitalizmin yarattığı ekonomik kırılganlık, kadınları şiddete karşı daha savunmasız bırakırken, sosyal koruma mekanizmalarının zayıflaması bu sorunları derinleştirmektedir. Feminist teoriler ve güncel Türkiye verileri, şiddetin sınıfsal ve toplumsal koşullara sıkı sıkıya bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Etkili bir mücadele için sınıfsal adaleti gözeten ve kadınların ekonomik ile sosyal bağımsızlığını güçlendiren politikalar hayati önemdedir.

Kaynak:

Aktaş, S. (2020). “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddetin Ekonomik Boyutu.” Kadın Çalışmaları Dergisi, 6(2), 45-68.

Delphy, C. (1980). Close to Home: A Materialist Analysis of Women’s Oppression. London: Verso.

Federici, S. (2004). Caliban and the Witch: Women, the Body and Primitive Accumulation. New York: Autonomedia.

Fraser, N. (2016). Contradictions of Capital and Care. New Left Review, 100, 99-117.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu. (2025). 2024 Yılı Kadın Cinayetleri Raporu. https://kadincinayetlerinidurduracagiz.net

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). (2024). Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması 2024.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF). (2024). Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı 2024 Veri ve Analiz Raporu. https://www.tkdf.org.tr

Vogel, L. (1983). Marxism and the Oppression of Women. Rutgers University Press.

Yılmaz, B. (2023). “Neoliberalizm, Emek ve Kadın.” Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, 26(1), 87-110.

Leave a Reply