2026: Toprağın Kadınlarını Görme Yılı
Toprak ve kadın,
İkisi de aynı hikayenin adı.
İkisi de yılmaz.
Yaşam verir.
Direnir.
Toprak susmaz.
Ama onu konuşturanlar
çoğu zaman erkeklerdir.
Haritalar çizildi,
sınırlar belirlendi,
mülkiyet yazıldı—
hiçbirinde kadınların adı yoktu.
Kadınlar toprağı sürdü.
Ekti.
Suladı.
Topladı.
Ama
toprağın sahibi değildi.
Bir kadının emeği
çoğu zaman kayda geçmez.
Defterde yoktur.
Sözleşmede yoktur.
Ama
hayatın tam ortasındadır.
Onlar tohumu sakladı.
Şirketler patent aldı.
Onlar üretimi büyüttü.
Kazanç başkalarının oldu.
Bu sadece tarım değil.
Bu bir düzen.
Kadın çalışır.
Sistem sahiplenir.
Kadın üretir.
Sistem görünmez kılar.
Ama her şeye rağmen
bir kadın
tohuma dokunduğunda
bir ihtimal başlar.
Çünkü her ekim
bir kabulleniş değil,
bir direniştir.
Antropolojik ve arkeolojik çalışmalar, Neolitik dönemde yerleşik tarıma geçişte kadınların belirleyici rol oynadığına işaret eder. Toplayıcılık faaliyetleri sırasında bitkilerin büyüme döngülerini gözlemleyen kadınların, ilk bitki evcilleştirme süreçlerine katkıda bulunduğu öne sürülmektedir (Boserup, 1970; Watson & Kennedy, 1991).
Buğday tarımı yaklaşık 12.000 yıl önce, Mezopotamya ve Karacadağ çevresinde (Şanlıurfa) yaşayan, toplayıcılık yapan kadınlar tarafından başlatılmıştır. Yabani tohumları keşfedip eken, besin değerini anlayan ve kültüre alan kadınlar, yerleşik hayata geçişin ve tarım devriminin mimarı olmuşlardır.
Gaia; Yunan mitolojisinde “yeryüzü”, Kibele; Anadolu’da bereket ve doğurganlık tanrıçası, Venüs figürleri doğurganlık sembolleri…Bu figürlerin ortak özelliği; bereket, üretkenlik, yaşam verme
Kadını yaşamla özdeşleştirip, üretkenliği ve bilgeliği yüceltirken bir yandan hak sahibi, özne olmasının önüne geçmişlerdir.
Bu bağlamda tarımsal üretim, cinsiyetlendirilmiş iş bölümü ve güç ilişkileri üzerinden şekillenmiştir. Feminist politik ekonomi ve ekofeminist yaklaşımlar, tarımın tarihsel gelişiminde ve güncel yapısında kadınların rolünün sistematik biçimde görünmez kılındığını ortaya koyar (Shiva, 1989; Agarwal, 1994).
Günümüzde kadınlar, küresel tarım iş gücünün yaklaşık %40’ını oluşturmaktadır (Food and Agriculture Organization, 2011). Ancak bu oran, kadınların üretimdeki merkezi rolüne rağmen mülkiyet ve karar alma süreçlerindeki sınırlı temsili ile çelişmektedir.
Kadınların tarımdaki konumu şu yapısal sorunlarla karakterizedir:
- Toprak mülkiyetine sınırlı erişim (Agarwal, 1994)
- Finansal kaynaklara ve krediye erişimde eşitsizlik
- Emeğin “aile içi yardım” olarak tanımlanması
- İstatistiksel olarak eksik temsil
Feminist literatür, bu durumu “görünmeyen emek” kavramı ile açıklar. Kadınların üretim sürecindeki katkısı ekonomik değer üretmesine rağmen, patriyarkal yapı içinde değersizleştirilir ve görünmez kılınır (Federici, 2004).
Ekofeminist teori, kadınların ve doğanın benzer tahakküm mekanizmalarına maruz kaldığını savunur. Endüstriyel tarım sistemleri doğayı metalaştırırken, kadın emeğini de benzer biçimde araçsallaştırır (Shiva, 1989; Mies & Shiva, 1993).
Bu çerçevede tarım:
- üretim alanı olduğu kadar
- politik mücadele alanıdır
Kadın çiftçilerin yerel tohumları koruma, kooperatifleşme ve sürdürülebilir üretim pratikleri geliştirme çabaları, bu tahakküm ilişkilerine karşı alternatif bir model sunar.
Tarımsal Bilginin Toplumsal Cinsiyeti
Tarımda toplumsal cinsiyet, kadınların tarımsal üretimdeki yoğun emeğine rağmen (Türkiye’de tarımsal istihdamın %41,3’ü), toprak mülkiyeti, karar alma mekanizmaları ve tarımsal desteklere erişimde erkeklere göre daha kısıtlı imkanlara sahip olmasıdır. Kadın emeği genellikle “görünmez” kalmakta, üretim süreçlerinde eşitsizlikler devam etmektedir.
Türkiye’de kadınlar tarımsal üretimin hemen her aşamasında aktif rol almaktadır. Ancak bu emek çoğu zaman “ücretsiz aile işçisi” kategorisinde değerlendirilmekte ve ekonomik olarak görünmez kalmaktadır (Türkiye İstatistik Kurumu, 2023).
Bu durum:
- sosyal güvence eksikliği
- ekonomik bağımsızlığın sınırlanması
- karar mekanizmalarına katılımın azalması
gibi sonuçlar doğurmaktadır.
Dolayısıyla Türkiye’de tarım sektörü, cinsiyet eşitsizliklerinin en görünür olduğu alanlardan biridir.
Tarım ve Toplumsal Cinsiyetin Temel Dinamikleri:
- Yoğun Kadın Emeği: Kırsal alanda kadınlar, tarımsal üretimde (çapalama, hasat, çapalamadan paketlemeye kadar) en temel işgücünü oluşturur.
- Mülkiyet ve Kaynaklara Erişim: Toprak, tarım aletleri ve traktör gibi üretim araçları büyük oranda erkeklerin kontrolündedir.
- Karar Alma Mekanizmaları: Tarımsal faaliyetlerde ne üretileceği, gelirin nasıl harcanacağı genellikle erkekler tarafından belirlenmektedir.
- Görünmezlik: Kadınların emeği genellikle “aile işçiliği” kapsamında ücretsiz veya düşük ücretli olarak değerlendirilir, bu da onların sosyal güvenceden mahrum kalmasına neden olur.
Türkiye’de Durum ve Zorluklar:
- Eğitim ve Yaş: Kırsalda kadın çiftçilerin büyük bir kısmı ilkokul mezunu olup, yaş ortalamaları yüksektir.
- Eşitsizlik: 2025 verilerine göre Türkiye, toplumsal cinsiyet eşitsizliği endeksinde 146 ülke arasında 135. sıradadır.
- İklim Değişikliği Etkisi: Kırsaldaki kadınlar, su taşıma ve üretim süreçlerindeki rolleri nedeniyle iklim değişikliğinden orantısız şekilde etkilenmektedir.
Tarımda toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için kadınların eğitimine, finansal kaynaklara erişimine ve karar alma süreçlerine katılımının desteklenmesi gerekmektedir.
Tarım yalnızca fiziksel emek değil, aynı zamanda bilgi yoğun bir pratiktir. Tohum seçimi, saklama teknikleri ve agro-ekolojik bilgi sistemleri tarihsel olarak kadınlar tarafından korunmuştur (Shiva, 1989).
Bu bilgi biçimi:
- yerel ve deneyimseldir
- sözlü kültür yoluyla aktarılır
- sürdürülebilir üretim pratiklerini içerir
Modern tarım politikaları ise bu bilgiyi çoğu zaman “bilim dışı” olarak konumlandırmış ve marjinalize etmiştir. Bu durum, yalnızca kadınların değil, aynı zamanda yerel bilgi sistemlerinin de dışlanmasına yol açmıştır.
Tarımın tarihsel ve güncel yapısı incelendiğinde, kadınların bu alandaki rolünün hem kurucu hem de sürdürücü olduğu açıktır. Ancak bu rol, patriyarkal üretim ilişkileri içinde sistematik olarak görünmez kılınmaktadır.
Kadınların tarımdaki emeğini ve bilgisini görünür kılmak:
- yalnızca toplumsal cinsiyet eşitliği açısından değil
- aynı zamanda sürdürülebilir tarım ve gıda güvenliği açısından da kritik önemdedir
Bu nedenle feminist bir tarım perspektifi, üretim ilişkilerinin yeniden düşünülmesini ve daha adil bir gıda sisteminin kurulmasını gerektirir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla 2026 yılı “Uluslararası Kadın Çiftçiler Yılı” ilan edildi.
Bu yılın temel hedefleri olarak aşağıdaki başlıkları açıkladı.
1. Görünmeyen emeği görünür kılmak
Kadınların tarımdaki rolünü küresel ölçekte tanımak
2. Eşitsizlikleri azaltmak
Toprak, finansman ve eğitim erişiminde eşitlik
3. Politika değişimi
Kadın çiftçileri destekleyen politikaları artırmak
4. Kadın liderliğini güçlendirmek
Kooperatifler, yerel üretim ve dayanışma ağları
Kadınların tarımda eşit kaynaklara erişimi sağlanırsa:
küresel üretim artabilir
gıda güvensizliği ciddi oranda azalabilir
Kaynakça
- Agarwal, B. (1994). A Field of One’s Own
- Boserup, E. (1970). Woman’s Role in Economic Development
- Federici, S. (2004). Caliban and the Witch
- Food and Agriculture Organization (2011). The State of Food and Agriculture
- Mies, M. & Shiva, V. (1993). Ecofeminism
- Shiva, V. (1989). Staying Alive
- Türkiye İstatistik Kurumu (2023). Tarım İstatistikleri


Leave a Reply