köşemiz

“Yerde bir kadın var, sen ilkyardımcısın, müdahale et.”

 İlkyardım Eğitiminin Sessiz Cinsiyetçiliği

İlkyardım eğitimi gerçekten herkese eşit mi? Yerde yatan kişi bir kadın olduğunda neden daha çok duraksıyoruz? Hayat kurtarmayı öğrettiğini düşündüğümüz bir eğitim, bazı bedenler söz konusu olduğunda neden bizi durduruyor?

Erkek Egemen Tıbbın Sessiz Pedagojisi

İlkyardım eğitimi genellikle tarafsız, teknik ve insani bir alan olarak düşünülür. Hayat kurtarmayı amaçlayan bu eğitimlerin ideolojik ya da politik bir yönü olduğu pek akla gelmez. Oysa ilkyardım, tıbbın en erken öğrenildiği alanlardan biri olarak, hangi bedenlerin “müdahale edilebilir” olduğuna dair güçlü ve kalıcı mesajlar üretir.

Türkiye’de ilkyardım eğitimlerinde kullanılan materyaller bu açıdan son derece çarpıcı bir örnek sunar.

Bir ilkyardım eğitim merkezimiz var. Kullandığımız maketlerin tamamı erkek bedenine sahip. Bildiğimiz kadarıyla diğer eğitim merkezlerinde de durum farklı değil. Eğitim sırasında katılımcıya “yerde bir kadın var, sen ilkyardımcısın, müdahale et” dediğimizde ortaya çıkan duraksama, zamanla dikkatimizi çekmeye başladı. Bu duraksama rastlantısal değildi; tekrar ediyordu, yaygındı ve anlamlıydı.

Tarafsız Dil, Tarafsız Pratik Yaratmaz

Türkiye’de ilkyardım eğitimi; yönetmelikler, müfredatlar ve sertifikasyon süreçleri aracılığıyla devlet tarafından standartlaştırılmıştır. Mevzuat dili “birey”, “yaralı” ya da “hasta” gibi cinsiyetsiz kavramlara dayanır. İlk bakışta bu dil eşitlikçi ve kapsayıcı görünebilir.

Ancak cinsiyetsiz bir dil, otomatik olarak cinsiyetsiz bir pratik üretmez. Aksine, hangi bedenin varsayılan kabul edildiğini gizler.

İlkyardım eğitimlerinde kullanılan maketlere, görsellere ve videolara bakıldığında, müdahale edilen bedenin neredeyse istisnasız biçimde erkek bedeni olduğu görülür. Meme anatomisi bulunmayan, erkek beden ölçülerine göre tasarlanmış kalp canlandırma (CPR) maketleri, sessizce şu mesajı verir: Acil müdahale edilen beden erkektir.

Kadın bedeni ise ya tamamen yoktur ya da “özel durum” olarak anılır.

Öğretilmeyen Ama Öğretilen Şey: Örtük Müfredat

Eğitim yalnızca anlatılan bilgilerden ibaret değildir. Ne gösterildiği, neyin tekrarlandığı ve neyin hiç görünmediği de öğretir. Eğitim literatüründe buna “örtük müfredat” denir.

İlkyardım eğitimlerinde örtük müfredat şunu öğretir:

  • Erkek bedenine dokunmak teknik bir iştir.
  • Kadın bedenine dokunmak ise tereddüt gerektirir.

Bu mesaj açıkça söylenmez. Ancak erkek bedenli maketler, erkek beden üzerinden kurulan senaryolar ve kadın bedeninin sistematik yokluğu sayesinde zihinlere yerleşir. Sonuçta ilkyardım müdahalesi, kadın söz konusu olduğunda refleks olmaktan çıkar; duraksamaya dönüşür.
“Şimdi ne yapacağım?”, “Yakınından izin alacak mıyım?”, “Sütyenini çıkartacak mıyım?” gibi sorular, acil müdahalenin önüne geçer.

Bu tereddüt bireysel ahlakla, iyi niyetle ya da kişisel çekingenlikle açıklanamaz. Bu, eğitimin kendisinin ürettiği yapısal bir sonuçtur.

Tıp tarihsel olarak erkek bedeni üzerinden kurulmuş bir bilgi alanıdır. Erkek bedeni “normal” ve “evrensel” kabul edilirken, kadın bedeni çoğu zaman karmaşık, istisnai ya da sorunlu olarak ele alınmıştır. Bu yaklaşım yalnızca klinik pratiklerde değil, tıbba hazırlık alanlarında da yeniden üretilir.

İlkyardım eğitimi, bu yeniden üretimin en erken ve en sorgulanmayan aşamalarından biridir. Masum, teknik ve insani gibi görünen bu alan, erkek egemen tıbbın en sessiz ama en etkili pedagojik uzantılarından biri olarak işlev görür. Burada öğretilen yalnızca bir teknik değil, hangi bedenlerin müdahaleye açık olduğudur.

Politika ve Körlük

Türkiye’de ilkyardım eğitimine ilişkin mevzuat, toplumsal cinsiyet farklarına ya da beden temsiline dair herhangi bir yönlendirme içermez. Bu sessizlik, uygulamada erkek bedeninin varsayılan norm olarak seçilmesine zemin hazırlar. Sorun tek tek eğitmenlerin tercihleri ya da teknik zorunluluklar değildir. Sorun, baştan cinsiyet körü tasarlanmış bir sistemdir.

Mevzuatın suskunluğu, erkek egemen tıbbi normlar lehine çalışır.

Sonuç: Hayat Kurtarmak Kimin Hayatı?

İlkyardım eğitimi hayat kurtarmayı amaçlar. Ancak bu eğitim bazı bedenleri diğerlerinden daha “kurtarılabilir” kıldığında, kendi amacını sorgulanır hale getirir. Erkek bedeninin varsayılan müdahale edilen beden olarak sunulması, kadınlara yönelik ilkyardım müdahalelerinde tereddüt, gecikme ve kaçınma davranışlarını besler.

Bu durum bireysel çekingenliklerle, ahlaki kaygılarla ya da “yanlış anlaşılma korkusuyla” açıklanamaz. Sorun, ilkyardım eğitiminin kendisinin cinsiyetli olmasıdır. Erkek egemen tıp, ilkyardım eğitiminde yalnızca öğretilen tekniklerle değil, öğretilmeyen bedenlerle de varlığını sürdürür.

Gün geçmiyor ki kadına yönelik bir şiddet ya da kadın cinayeti haberi duymayalım. Şiddet anında, depremde, afette yalnız kalan kadının ilkyardım ihtiyacı aslında gözümüzün önünde durmaktadır. Gerçekten hayat kurtarıcı bir ilkyardım eğitimi, bedenleri eşitlemek zorundadır. Kadın bedenini görünür kılmadan, toplumsal cinsiyet normlarını sorgulamadan ve müdahale pratiklerini dönüştürmeden bu mümkün değildir. Aksi halde, ilkyardım eğitimi bazı hayatlar için hala daha az acil, daha az görünür ve daha az değerli olmaya devam edecektir.